Klasik yakıştırmayla başlayalım bu güzel şehre, doğunun Paris’i derler Diyarbakır’a hep ama ben çok daha güzellikler farkettim bu güzel diyarda. Diyarbakır, planımda olmayan bir sürpriz oldu benim için, pek de istemeyerek bir şekilde tamamladığım yüksek lisansım süresince yazdığım makalemin konferans sunumunu yapmak için Dicle Üniversitesi’ne gittim. Üniversiteye gitmişken, bu güzel şehri gezmek maksadıyla da yaptım hazırlıklarımı.
İlk olarak bu yöreleri terörden temizleyen, bu uğurda geliştirdiği araç ve teknolojiler ile gecelerini gündüzlerine katan, canları pahasına kendilerini feda eden kahraman gazi ve şehitlerimize, bu yörelere yatırımlar yapıp daha da güzelleştiren yöneticiler ve devletlerimize sonsuz teşekkürler. Bu yörede huzur ve güven içinde gezip keşfetmemi sağlayan Rabbime sonsuz şükürler olsun.
Dicle Üniversitesi devasa bir yerleşke içerisinde kurulmuş, sakin bir üniversiteydi. Konferansım (UBMK) bu senelik sunum yeri olarak burayı tercih etmiş ve iyi ki etmiş ki bu yöreleri gezme fırsatım oldu. Vardığım gün Cuma, Cuma namazı öncesi, şükürler olsun ki sunumumu tamamladım ve koca bir gün bana ait bir şekilde gezimin turuna başladım.
İlk olarak Sur içi denen eski Diyarbakır merkezine doğru geçtim. Diyarbakır Ulu Camii’nin o güzel taşının mimari özelliğine hayran bir şekilde başladım rotama. Bu siyah taşla imar edilmiş yapıda, bu taş sayesinde Diyarbakır’ın sıcak gündüzleri, serin; serin geceleri ise sıcacık oluyor. Gündüz boyunca güneş ışığı altında sıcağı emen taş kendisini soğuk saklarken, gecenin serinliğinde sıcacık oluyor; o kadar sıcak ki ayakkabınız üzerinden bile taşın sıcaklığı hissedilebiliyor. Gece boyunca serinleyen taş bu sefer gündüz güneşi altında ekstra ferahlık ve serinlik veriyor. Bu ince inşaat teknolojilerini böylesi eski yapılarda görmek bana hep hayranlık uyandırmıştır.
Zamanında sık sık terör ile anılan hatta çok vahim olaylara şahitlik etmiş daracık sokakları içerisinde şimdilerde güvenle gezebildiğim Sur içinde, başımızdan aşağı kova kova sular dökülmeden; yolumuzu da bu labirent sokaklarda kaybolmadan hızlıca gezinip çıkıyorum.
Gezimin ikinci günü dört bir yanındaki banklarında Diyarbakırlıların dilinden düşmeyen “Başım gözüm üzerine” sözleriyle bezenmiş Eğil barajı parkına geçiyorum. Bu parka geçerken dikkatimi Eğil köyünün bembeyaz evlerinin karşı yamaçta oluşturduğu Bodrum esintisi çekiyor. Ufak bir araştırma sonrasında bu projenin Diyarbakırlı öğrenciler tarafından devlete sunulduğu ve bu şekilde bir kararla tasarlandığını öğreniyorum. Bu harika bilginin sürprizinden sonra barajda da beni yine bir sürpriz karşılıyor, elektrikli teknelerle geziler. Baraj üzerinde devlet fosil yakıtlı tekneleri yasaklıyor, ve tamamen güneş panelleri ile şarj olan elektrikli teknelere izin veriyor. Bu sayede sessiz ve temiz bir şekilde baraj üzerinde gezilebiliyor, doğa da minimum düzeyde etkilenmiş oluyor. Tertemiz barajda güzel bir hava aldıktan sonra Eğil Peygamberler Diyarına geçtim ve buranın huzur ve dinginliği ile dinlendikten sonra Malabadi köprüsüne geçtim. Diyarbakırda çekilen her fotoğraf, taşın o tatlı sarı tonu ve suyun hafif yeşil tonu ile gökyüzünün harika mavisiyle bezeniyor.
Şehir merkezindeki Diyarbakır Kalesi’ni gördükten sonra, Ongözlü köprünün her köşesindeki kafelerde saatlerce vakit geçirip uçağı beklerken dinlendikten sonra eve doğru yola koyuluyorum.
Bu yörenin insanı misafirperver, yardım sever. Gözümüzde ve zihnimizde hep terör ile anılmış bu yöreler şimdi devletin ve insanlarının eliyle mükemmel hale gelmiş. Sur içinde yıkılan bölgelerin yerine devlet harika bir meydan alanı, kafeler ve yürüyüş alanları yapmış. Diyarbakır’ın geniş bulvarlarında iki tarafı harika binalarla bezenmiş altlarında kafeler ve restoranlar ile hareketli caddelerinde keyifle gezinmek bu toprakların, Mezopotamyanın ne kadar bereketli bir yöre olduğunu tekrar gösteriyor.
Kısa Kısa
- Araç kiralarken lüks marka/model araç tercih etmeyin, bölge çocukları araçların tepesinde
- İnsanları çok yardımsever, çimlerde uzanan bir amcaya bir yol sorduğunuzda sizi gideceğiniz yere kadar götürürken bulabilirsiniz 😊
- Bölgede dikkatimi çeken güzel bir detay da, tekel bayii gibi alkol satışı yapan yerlerin olmaması, birkaç yer dışında yaygın bir durum görmedim
- Toprakları çok bereketli bir bölge
- Onköprü etrafındaki kafelerin nehir kenarında kalan alt kısımlarında devasa fareler görmek mümkün